Sanatçı, hayatın tüm rollerini üstlenip, her alanda soyut yada somut paylaşımlarla kendisine insanlara taşır. Gözlerinin fotoğrafladığı hiçbir karede, (insanda) sonradan değişiklik yapmaz. Tüm kimlikleri ruhunda barındırır.
İnsanlar günümüzün getirdiği hız ile birlikte bir şeye bakıp da onun ne olduğu anlamak için saatlerce etrafında dönmekten çok bir heykelle ancak o ilk teması kurduktan sonra onun üzerine düşünmeye başlıyor. Temas kurmak için de ağır, zor kavramları kullanmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Bunu bana düşündürten şeyin de estetik bir özen isteyen işlerin hatta bazen, bazı davranışların küçük ayrıntılarda ve basit nesnelerde belki de bir bakışta gizli olabileceğine inanıyorum.
Hep bir kaos içinde çalkalanan bu dünyanın, bir anlamda ben de bu kaostan payımı alıp, duygularımı deforme eden tüm olaylara tepkilerimi bir boyutta toplamayı istedim. Kimi zaman bir kediye özendim yumakla oynarken, kimi zaman kumdan kaygısızca yaptıkları kulelerle aldırmadan oynayan çocuklara. Ben de onlara katılmak istedim ama bu kaosa karışıp gidiyordum sanki.
Bu dönem boyunca çalışma sürecinde, diğer etkenlerin yanı sıra müzik de beni heykel kadar haz aldığım bir sanat dalı olduğu için işlerimin müzik konulu olarak, herhangi bir bilinç ya da çaba sarf etmeden ortaya çıktı bu heykellerim. Klarnet ve kemancı isimli işlerim hep bu yönde olan işlerimden. Malzeme olarak genelde heykelin biçimiyle hareketiyle uyumlu bir malzeme seçmeye çalıştım. Elimde olan imkânlarım istediğim malzemeye izin vermedi. Bu öğrenim süresinden sonra tasarladığım ama gerçekleşmeyen hatta kafamda hep yapmak isteyip şu an ki yaşamımın buna izin vermediği işlerimi gerçekleştirmeyi istiyorum.
1950 ve sonrasında sanatta yaşanılan bir geleneksel anlayışın tersine boyanın ya da heykelin alışılageldiğinden farklı olarak olması gerektiği gibi değil de hiçbir düşünceye bağlı olmaksın sanatçıların özgün işlerini büyük bir özgüven ile sanat dünyasına sunmasıyla başlayan bir modern sanat patlamasının yaşandığını görüyorum. O projeleri gerçekleştirirken o dönemdeki çalkantıları, sanatın, sanatçının ve izleyicinin vizyonunun nasıl şekillenmesi tüm bu konuları rahatsızlık olarak görüp bunun üzerine birçok iş kendiliğinden tüm avrupanın yeryüzünü adeta bir lav gibi kaplamıştır. Bu enerjinin ardından sanatçının özgünlük arayışlarıyla birlikte hiçbir kural gözetmeden yapılan işler günümüze adını modern sanat olarak yazdırmayı başarmış. Sıradan nesneleri sanat malzemesi olarak kullanması beni onlara çeken niteliklerden biridir. Ve bu genel yargı o zamandan günümüze gelene dek bir çok görüş ayrılıkların, savaşların, çalkantıların ve biçim arayışları gibi bir çok sancılı nedenlerle bölünmelere uğrayarak hayatın klişeleşmiş sanat ortamından kopararak bu döneme gelmiştir.
21.yy. dan 1960 lı yıllara baktığımızda sanat arayışının daha farklı bir vizyona sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Diğer taraftan da böyle bir koşullara sahip olan bu sanat dünyasının daha da önemlisi bu koşullarla böyle bir yaşanılması konusunda dahi tehditkâr olan bu tutumun sanatçılara sağladığı bu platformda nasıl dans edeceklerini sorgulayamıyorum. Bu durumun bu şekilde olduğunu düşünmüş sadece yaşarken, bu dönemlerde “deneysel boyutlar” olarak tanımladığım geceleri hayal ettiğim tüm duyularımla hissettiğim belki de bu dünya için olmayan ütopyalarımı gerçekleştiremeyeceğimi kanıksayabilmem hiç kolay olmayacak.
Selman Farız
17/06/2005